Dolar’da Algı Savaşları! – Dikkatli Olmazsak Kendi Kuyumuzu Kazarız! –

 

GİRİŞ :

Türkiye’de pek çok olay oluyor. Kuşkusuz hepsi birbiri ile ilişkili. Büyük bir abluka altındayız. Hem içerden hem dışardan. Siyasi ve sosyolojik ve tam anlamıyla ihanetle ilgili olaylara odaklandık. Bu odaklanma sırasında ise ara ara “ekonomik olarak gidişata” da şöyle bir baktık geçtik.

Lakin ekonomik alanın tozunu almak yetmiyor. Çünkü “bu abluka içerdeki belirli güçler aracılığı ile Türkiye’nin gelişen ve etki merkezi haline gelen ekonomisini önce durdurmak sonra da geriletmek amacı” güdüyor.

Bu bakımdan son günlerdeki veryansınlara değinmekte yarar var.

Herkes “dolar yükseliyor, borsa düşüyor” diyor ve göbek bağını “troykanın tetikçileri ile gerçekleşen operasyona” bağlıyor.

Bu konuda bu tavrı “entelektüel bir marifetle analiz yaptığımızı sanarak” geliştirmek maalesef herkesin ahkam kestiği “bu bir algı savaşı, psikolojik harp” gerçekliğinde “karşı tarafın değirmenine su taşımak” anlamına geliyor.

Doların yükselişi neye bağlı o zaman denebilir bunun ardından.

Açıklamaya çalışalım.

 

1 Dolar :

FED ( Amerikan Merkez Bankası  ) 2013 yılında zorlu bir sene geçirdi. Hatırlayacağınız gibi Eylül ve Ekim ayları sürecinde ABD’de bazı kamu kurumları “geçici süre kapatıldı”. Bu kapatılmanın ardında ise ABD kongresinin bir türlü bütçeyi çıkaramaması geliyordu. ABD bütçeyi neden çıkaramamıştı? Borçlanma faizlerinde uzlaşma sağlanamadığı için.

ABD bütçesi 2013 yılında bütçe açığını % 6 küçülterek açığı % 7 seviyesine geri çekti. Ne var ki bu ABD bütçesinin yine de reel olarak “iş görebileceğine kanıt değildi.” Çünkü dolar Euro bölgesinde yüksek borçlanma faizleri ile ezilmiş ABD de borçlanma kotasının % 100’ünü kullanmıştı.

Hali hazırda 2012 yılının son çeyreğinden bu yana varlık alımlarını azaltan ABD bu politika ile bütçeyi kotarmayı başarsa da reel enflasyonu tarihinde ilk defa ensesinde hissetmişti.

Tüm bu vakaların üzerine küresel ölçekte gerçekleşen ekonomik-siyasi dönüşümler de ABD’yi hem likidite hem de reel alanda zora soktu. 2008-2009 krizinin en büyük yara alan ülkesi olan ABD dolar prestijini korumak için “anakara dışı yatırımları teşvik ve/veya güçlendirme politikası izleyerek ülke içindeki parasal şişkinliğin ve balon yatırımların ‘dışa aktarılması’” siyasetini kontrollü şekilde uyguladı.

22 Mayıs 2013 tarihinde FED’in açıklamaları da bu yönde idi. Bu gelişmekte olan ekonomiler için hemen açıklama ertesinde bir “düşüş” olarak tepkileri toplarken Türkiye bu “düşüş eğilimi gösteren ülkelerin dışında” kaldı.

Bu kendini toplamak için acele etmesinin asıl nedeni olan “yeniden düzenlenen enerji ve Pazar savaşları sahasında” ABD’nin “hiç istemediği” bir durumdu. Türkiye’nin de düşüş ve teslimiyet eğilimi göstermesi gerekiyordu ABD’ye göre. Ama olmadı.

 

2 Dolar

2 Ekim 2013 günü ABD başkanı Obama Cnbc’de bir ekonomi programına katıldı. Bütçe krizinin tavan yaptığı ve kongre içinde de temsilciler meclisinde de Obama için gitmesi gerektiği sözleri edilmeye başlanmıştı. Obama bu programı bir “fırsat” haline getirdi.

Katıldığı programda Obama bütçe krizinin gerçekten büyük bir tehdit olduğunu söyledikten sonra ekledi  : Wall Street (WS) korkmalı! Obama bu “toparlayacı tehditten” sonra Ekim 17 tarihi için temerrüt riski oluşabileceğine dikkat çekti.

Böylesi bir riskin uzun vadede Amerikan ekonomisinin borçlanma faizlerinin yüksek değerlere taşınması ve iç piyasada alım faktörlerinin en büyük gider kalemi olacağı anlamına geliyordu. Tüm bunlarsa ABD’nin tarihinin en büyük mali krizine girmesi demekti.  Krizin temel sorunu ise gerçekte varolmayan bir “akışın ortaya çıkardığı balon varlıklar”dan oluşmuş olması ve nasıl giderileceği idi.

Bu açıklama ile WS ertesi günü bir tepki ile % – 0.39 puanla yani % 0.90’lık bir eksi ile kapattı. SP500 ise % 0.07’lik bir eksi ile kapattı.

Ne var ki İstanbul BIST bu açıklamadan sonraki gün “yabancıların satışları ile borsadan çekilme eğilimi” ile % 1.71’lik eksi ile kapandı.

Yine de Ak Parti hükümetinin uyguladığı “psikolojik yaklaşım” ile bu eksi seviyesi kısa sürede sorun olmaktan çıktı. Neydi bu psikolojik yaklaşım : ABD bütçe krizi nedeniyle kapatılan kamu kurumları ABD tpolam harcamalarını düşürecek ve bu durum uzadıkça da dolar prestiji Türkiye lehine borsayı eski ivmesine sokacak.

Bu yaklaşımın ardında elbette ki Kuzey Irak petrollerine yapılacak olan yatırımın da etkisi büyüktü.  Obama’nın açıklaması ise neden “toparlayıcı bir tehdit”ti. Obama bu açıklama ile WS’nin vereceği tepkinin derinliğini öngördü veya görmedi ancak şunu kesin olarak biliyordu : Bu açıklama ile Euro ve diğer bölge borsalarındaki dolar endeksli satışlar ile dünya üzerindeki dolar tekrar ABD’ye dönecek bu da kamu harcamalarında ve piyasa harcamalarındaki durağanlığı örtecekti. Enflasyon ise bu geri dönüşten böylece etkilenmeyecekti. Plan bir manada işe de yaradı.

Yine de ABD’nin bu ekonomik oyunla ermeyi planladığı siyasi çerçeve yerine oturmadı. Fakat ABD’nin siyasi çerçeve için pek vakti yoktu. Ta ki 17 Ekim “uzlaşmasına kadar.”

 

3 Dolar

17 Ekim’de ABD kongresi “borç tavanının 2014 Şubat’a kadar askıya alma” kararı aldı. Bu ABD’yi 2014 Şubat’ına kadar “eski gücüne yakın” hale getirecekti. Obama’nın da açıklamaları ile reel alan güncellenmişti ne de olsa.

Tüm bu gelişmeler olurken FED’in tahvil düşürme kararı da hemen ertesinde bekleniyordu. Ama FED kesin bir açıklama yapmaktan kaçındı. Bunu piyasaları kendi haline bırakmak olarak maskeledi. Lakin hesaplar başka idi.

İran’la yapılan görüşmeler psikolojik olumlu bir hava estirse de ABD siyasi yelpazesinin asıl gözü ekonomide idi. Halkbankası ABD ekonomisinin belini büken bir “global mali güç” haline gelip birçok ülkenin gelirlerini kullanma ve yatırıma çevirme yetkisini elinde tutuyordu. Kaynakları ve akışı hariç 25 Milyar $ gibi devasa bir güce de erişen Halkbankası FED’in ve böylece ABD’nin en büyük ekonomik rakibi haline gelmişti.

ABD ekonomisi düşük standartlı faiz oranlarını tekrar düzenlemek için işsizlik oranlarını beklerken başına bela olan enflasyon nedeni ile karar almakta zorlanıyordu. FED yönetimi kendi arasında uyumsuzluk yaşarken dünyanın hiçbir yatırımcısı FED’i garantör olarak gösterip parasını burada değerlendirmek istemiyordu. Çünkü kulislerden “FED yatırım yönetimini tahvil borçlanması ile regüle edecek” söylentileri sızmıştı. Yatırımcılar paralarının ABD’deki varlık balonun giderilmesi ve reel olmayan ve faiz oranlarında netlik bulunmayan ABD tahvilleri ile paralarının reel yatırım alanından uzaklaşmasını istemiyordu.

Tüm bunlar olurken Euro bölgesinde oluşan borç yükü de ABD ekonomisini sıkıştırıyordu.  FED Aralık ayının ortasına kadar ki tüm açıklamalarında tahvil alımında bir indirimi net olarak öngörmedi.  FED bütçesi 2008 yılındaki krizde 900 Milyar Dolar iken  2013 FED bütçesi 400 Milyar Dolar olarak kaldı. Bu bile tek başına varlık balonuna rağmen FED’in ince kırmızı bir hatta bulunduğunu gösteriyordu ve kimse FED’ten tahvil düşürmeyi beklemiyordu.

Ne var ki 21 Aralık tarihinde FED, Obama’nın çıkışından sonraki en riskli adımı attı ve tahvil indirimine gitti. Bunda etkili olan birkaç neden vardı. Bunlardan biri enerji maliyesi diğeri ise borsa üzerinden reel bir toparlanma hedefiydi. İndirimin yapılma eşiği Halkbankası operasyonu ile “birleştirilmiş” olsa da doların yükselmesi sadece operasyona bağlı bir durum değil.

ABD İran ile olan ilişkilerini iyileştirme çabasında olmasına rağmen ambargo altındaki İran ile doğrudan ticaret yahut mali yatırım anlaşması yapamayacaktı. Yine de İran gibi Japonya havzasına bile petrol ve petrol ürünleri satan ve sadece bu Pazar üzerindeki mali gücü 100 Milyar $ olan İran’ın yatırımlarını istiyordu. Diğer yandan Rusya ile SWAP anlaşması imzalayan Türkiye piyasasındaki doların fiziki akış yönünün AB havzası olarak değişme riski de ABD ve FED’i endişelendiriyordu. Daha önce farklı bahaneler ile başlayan ve 17 Aralık’ta bu endişe, kaygı ve isteklerle büyük bir ablukaya-darbeye dönüşen ortamda FED’in bölgesel endişelerini gidermek için piskolojik ortam sağlanmıştı. FED darbe girişimi sürecinden 4 gün sonra 21 Aralık’ta yaptığı okumalarla tahvil indirimine gitti ve ABD piyasasındaki varlık balonunu Türkiye üzerinden by-pass etme yoluna girişti. FED’in para ajanı ve CIA ekonomi masası elemanı Cohen’in ülkemize gelip para babası bankacılara “ para politikalarını sıkı tutmaları” konusundaki öğüdü de bu by-pass’ın ve Türkiye’nin ekonomik etki alanını daraltma çalışmasıdır.

Enerji, İran mali gücü ana hedef iken Türkiye – Rusya SWAP anlaşması ile önce (normal şartlarda ) Türkiye’de düşüşü beklenen dolarla yükselen bir BIST sonra da Euro bölgesine fiziki akışı gerçekleşecek olan ön asya dolar havuzunun hem AB hem de ABD’de ortaya çıkaracağı ekonomik sıkıntı Halkbankası operasyonu ile engellenmeye çalışılıyor.

Bunun piyasada bir etki oluşturacağı kesin olmakla beraber FED tahvil indiriminin küresel ölçekte oluşturduğu dolar bazında yükselmeden izole edilmesi yanlıştır. FED açıklaması ile de dolar en çok bu kadar yükselirdi diyen AB’li uzmanlar ve analistler dikkate alınınca “darbe sürecinin algı savaşında doları operasyona endekslemek kendi kuyumuzu kazmaktır”!

ABD ekonomisi zaten zor zamanlar yaşıyor ve çıkış yolları için “doldur boşalt” bir politika izliyor. Yapılan tahvil indiriminin direk Halkbank operasyonu ile ilgili olmasa da “maskenin” bu olduğunu belirttik. Türkiye ekonomisinin gücü de bu süreçte kanıtlanmış oldu. Hem FED tahvil indirimi ve düzenleme çalışmaları hem de 17 Aralık darbe operasyonu sürecine rağmen dolar durumu bize “Türkiye’nin ne kadar yol aldığını gösterir!”

Algı savaşında buna dikkat edelim!

Bu tuzağa düşmeyelim!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s